KONUSU:“Dev
bir orkestra düşün. Her enstrümanın önünde bir mum yanıyor. Partisyonunu
çalan müzisyen önündeki mumu söndürüp sahneden çıkıyor. Sonuncusu da
parçasını çalıyor, mumu söndürüyor ve salon zifiri bir karanlığa gömülüyor.
Ve o andan itibaren herkes kendi müziğini çalıyor.”... diye başlıyor oyun.
Birikimleri, yaşam tarzları hayata bakışları, yaşamla baş
etme anlayışları birbirinden çok farklı dört insan kendileri için bir çıkış
ararken yolları kesişiyor. Kimi hayal ettiklerinin peşine takılıyor. Hiçbiri
diğerine yetmiyor, hiçbirini diğerini tamamlamıyor.
Ve her birinin kendilerine ait olduğunu sandıkları
hayatlarına bilinenin ötesinde bir anlam yükleyebilmek için çırpınışlarını
anlatıyor diye özetlenebilir oyun.
Ya da;
“Hayat üstüne köşe yazıları yazan bir adam birlikte
yaşadığı kadında bulamadıklarını karşı apartmanda oturan bir kadınla
tamamlayacağını umar. Kadının gerçekte ne olup olmadığına bakmadan ortada
bir hayal yaratır kendisine.
Karşı evdeki kadın ise dört duvar arasına sıkışıp
kalmıştır. Hayatı için daha duyarlı, daha coşkulu, daha “şiddetli” bir
ilişkinin peşine düşer. Kadının kocası bu ilişkiyi fark eder. Yazar ise
sevgilisine olan biten her şeyi anlatmaktadır. Kadının kocası evi basar ve
bir dizi olay yaşanır.” diye de özetlenebilir oyun.
Oyun yazılırken, karşı evin film çekilerek bir sinema
perdesinden gösterilmesi düşünülmüştü. Ancak teknik açıdan mükemmel bir
sonuç yaratılmadı. Arkadan yapılması zorunlu film projeksiyonu için en az
yedi metrelik bir mesafe gerekiyordu. Barkovisyon türü çözümlerde ise
istenen büyüklüğe ulaşıldığında fluluk başlıyordu. Bu nedenle klasik tiyatro
dekoruna dönüldü. Eğer yazıldığı sıralarda hayal edilenler
gerçekleştirilebilseydi oyuncuların ikisi perdede, ikisi sahnede olacak ve
karşılık oynayacaklardı. Ancak perdeden klasik dekora dönülmesine rağmen,
oyun bir sinema filmi anlayışında sahnelendi. Işık, müzik, efekt kullanımı,
zaman aşımları, süperpozeler bir sinema filmindeki gibi ele alındı.